30 Mart 2012 Cuma

iyi geceler.


27 Mart 2012 Salı

Şiir

Bu köşeye, kış köşesi diyelim.
ama ıspanak, pek güzel değil.
“Ben de şiir yazıyorum” dedim karşımda oturan güzel bayana. Konuyu istediğim yere getirmiştim sonunda. “İnce ruhlu biri olduğunu düşünmemiştim” dedi. Değildim zaten.
“Şiirler genelde aşk ve sevgi üzerine yazılır, oysa bunların hepsi geçicidir. Kimse birini ölünceye dek sevemez. Ama ölene dek nefret edebilir. Bu türden duygular diğerlerine göre daha kalıcı ve gerçektir” demem üzerine “Yo hayır, ölene dek birini sevebilirsin” dedi bana. Duymamış gibi devam ettim, “Şiirler güzel duygularla yazılıyor. Oysa çirkin duyguları içeren şiirlere fazla rastlanmıyor. Benim bu türden duygularla yazılmış şiirleri içeren bir şiir kitabım var” dedim. “Öyle mi? İlginçmiş… Merak ettim” dedi. “Şanslısın ki yanımda var bir tane” dedim sanki tesadüfmüş gibi. “A? Bakayım” dedi çantama eğilerek. Açtım çantamı sanki kitabı arıyormuş gibi karıştırdım ve çıkarıp uzattım. Kitabımın güzel bir kapağı vardı. İlgi çekici olsun diye kapağa bir adet otomobil jantı, tarantula ve birkaç pırasa resmi koymuştum.
“Bir eleştirmen bu kitabı eşsiz olarak nitelendirdi” dedim o kapağa ilgiyle bakarken. Eleştirmen amcamın oğluydu. Kendisine övgü dolu bir yazı yazması için ayrıca para vermiştim. Mahir ünlü bir eleştirmen olduğu kadar paragöz bir kuzendi. Kitabımın ilk sayfalarını meraklı gözlerle gezdirdikten sonra ilk şiire geldi:
Her gün öğlen vaktinde
Seni izlerim küçük kız.
İp atlarsın, saklambaç,
Ebe-sobe oynarsın.
Sırma saçlı küçük kız,
Gel dediğimde kaçar;
Şekerimi almazsın.
‘Sapık’ isimli bu kısa şiirimi okuduktan sonra göz ucuyla şüpheyle bana baktı.
Tiksinme benden!
Öp beni, kokla!
Aşktı hani sevgiydi?
Ne var artık kolum yoksa?
Yoksa bacağım, burnum yoksa?
Bir çift çıkık göz hatırına;
Yanmış bedenimi öp, kokla…
Yüzünde oluşan tiksinmeden ‘Kızarmış Et’ isimli ikinci şiiri de okuduğunu anladım.
‘Varlığın kokmuş bir çorap, sevgin sanki damarlarımda iltihap’ diye başlayan, evli bir adamın huysuz karısına yazdığı beş sayfalık maladın başına şöyle bir baktı ve sayfaları çevirmeye başladı. Sonra kitabın kapağını kapattı ve önüne düşünceli bakışlarla baktı. Kitabı bana uzattı, “Alırım bir ara kitapçıdan” dedi. “Sende kalabilir” dedim. “Benim mi oldu şimdi bu?” dedi. “Evet, hediyem olsun” dedim. “Sağ ol” dedi, “beğendim aslında değişik olmuş… -da şiir yazıyorum dediğinde ben başka türlü düşünmüştüm”
Bir sessizlik oldu. “Kalkalım mı? Benim acilen bir yere gitmem gerekiyor da” dedi. Şaşırmıştım, “Olur, kalkalım” dedim, daha yeni oturmuştuk oysaki. Toplanırken “Kitap yüzünden mi böyle davranıyorsun bana?” dedim. “Yo hayır kitap yüzünden değil” dedi. Ona şu mısraları sıralamaya başladım:
Kalbim kükreyen küçük bir kedi kadar uysal
Ve kırılgan!
Ortadan ikiye yarılmış
Ve hiç sıkılmamış bir limon kadar ekşi.
Yarım bırakılan bir acılı lahmacun kadar hüzünlü…
Etkileneceğini düşündüğüm sırada ben bunları söylerken “Ee?” dedi, ne zaman bitireceksin de ben çekip gideceğim der gibi bakarak. “Tamam, git” dedim, “Git…” Bir daha görüşmedik. Şiirden anlamayan ruhsuz biriyle işim olamazdı. Gerçi sonra birkaç kere aradım ama açmadı. Kalpsiz biriyle vaktimi harcayamazdım. Sonrasında yolladığım birkaç yüz mesaja da cevap vermedi zaten.
Şiir böyleydi işte. İnsanların gözünde hiç bir zaman hak ettiği değeri bulmuyordu. Tıpkı otomobil jantı, tarantula ve pırasalar gibi…
Murat Karaca

26 Mart 2012 Pazartesi

işler, yapmazdı böyle ama işte.


Elbet sende güzel olacaksın küçüğüm.
Olacaksın olmaya ve hatta, demez misin ki sen bu durumda,
ben zaten değil miyim güzel,
ki haklısın, hep olduğun gibi.
ve olacaksın desem mesela hep haklı,
baştan savma gibi olur,
seni dinlemiyor gibi olur ve hatta başımdan kovmak ister gibi olur.
Olur da olur.
Ama sen demessin işte,
ben zaten hep haklı değil miyim diye.
Ben derim küçüğüm, haksızlığımı bilsem de derim,
sonra da özür dilerim.

Ama küçüğüm işte,
işler bildiğin gibi.
Sen güzel olacaksın elbet, büyüdüğün zaman.
Yada ne biliyim büyümediğin zamanlar da.
Yada sevdiğin zaman,
zamanlar bitmez sen bana bakarsan,
ama küçüğüm sen bakma bana,
bakmassan da işte o zaman, güzel olmassın.
Olursun yine kendi çapında ama
işler benim çapa geldiği zaman,
bak yine zaman dedim küçüğüm,
yani anlayacağın işler bildiğin gibi.
Küçüğüm, ne farkeder ki,
o zaman ya da bu zaman
sevdiğin yada sevmediğin zaman
geniş zaman yada gelmemiş zaman
yada gelmeyecek zaman
diyeceğim şu ki,
işler bildiğin gibi.


14 Mart 2012 Çarşamba

dilim bahar.


"Bahara bir dilim mavi var.
Son çeyrek biraz hüzünlü olur,
Olsun."

//

Turgut Uyar

23 Şubat 2012 Perşembe

Felsefe