4 Haziran 2014 Çarşamba



Bazı insanlar güzel şiirleri yorumlayıp, güzel şarkılar yapar. Bazılarıysa pazara gider, evin eksiğini alır.
Bazı şarkılar durur öylece, biter gibi. Ve durma ihtiyacı hissettirir, durup camdan bakma isteği. Bazı durumlarsa camların temizlenme vaktinin geldiğini hatırlatır.
Bazı zamanlar insan, yaşamak bu değil diye düşünür. Bazı zamanlar düşünmeden yaşar.
Bazen insana zor gelir yazmak, elinde kalem-kağıt, bakar öyle boşluğa. Bazen insan, alır eline kağıt-kalem, satar bir güzel.

11 Kasım 2013 Pazartesi



Söz istemeyen müzikleri seviyorum. Tını yada ses. Evet ses. Söz istemeyen hâller de olduğu gibi. Buraya bir tırnak işareti, ki tdk dur diyor bana; düşme hataya, şapkasız çıkmasına izin verme â`nın, türlü türlü hâller var dışarıda. Cümlede.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya, kişiye en çok sözün fazlası zarar diye düşünüyorum. Zarar, kime göre?
Şimdilik bana göre ve düşündüklerim bu kadar değil aslında.
Soda mesela. Ne kadar fazla olsa da, görmedim bir zararını.
"Ses. Evrensel diyor biri. Olmaz müziğin dili. Tıpkı gülümsemek gibi."
Olacaksa evrensel, böyle olsun diyorum bende. İşte o vakit, bende olurum evrensel. Soda içmekle olacak şey olmasa da.
Ama burada duralım demek istiyorum dostlar, evrensel dediysek duralım. Çünkü nefret geçerliliğini koruyor hâlâ. Dışarıda ve en önemlisi içeride.
Nefret deyince geliyor aklıma, üçüncü sınıf öğrencisinin arkadaşını öğretmene şikayet etmesi, öğretmenim sinsi bakıyor, diye. Öğretmenin cevabı, gözlerini oyarım senin.
Çocuklara gülerek bakan ben, öğretmene çeviriyorum bakışlarımı, sinsi değil, direkt nefret var.
Sonra benden bir başkasına bulaşıyor nefret, bir başkasından da bir sonrakine, derken nefret hep taze, gözden göze.
Neyse ki bazlama yapıyor annem. İşte şimdi, bende ki bütün duygular hamur kıvamında. Biber de getirmiş yanında üstelik, ben severim diye. Yağda kızarması daha iyi olurdu evet ama yormak istemiyorum daha fazla. O öğretmen, burada olacaktı şimdi, burada olacaktı da ikram edecektik annemle beraber. Hocam diyecektik, nedir allasen bu göz oyması? Hele yut ağzındaki lokmayı, konuşursun acele etme. Al bir tane daha ye ama o sözleri de ya bırak okula girmeden bir yere yada yut onları da bazlamanın yanında. Bazlamanın fazlasından bir şey olmaz. Sözleri düşün sen. Hem soda satıyoruz aşağıda işte, içersin inince. Zaten sana ikram etmemizde ki amaç bu sodayı satmaktı. Bazen de kapitalist oluyoruz böyle, ne yaparsın.
Kapitalist deyince geliyor aklıma, ellerimin üşümesi. Ve devamında ellerim ceplerimde. Cebimde bir emanet para. Ellerimi ısıtan para mı, ceplerim mi? Söz istemeyen ama para isteyen bir ısınma oluyor bu, öyle mi. Değil elbet.
Para deyince geliyor aklıma, siyaset. Ve seçimler. Ben bir arkadaşa, abiye, seni düşünüyorum diyorum muhtar adaylığı için. O, bende seni düşünüyorum diyor. Karşılıklı düşünmeler, soda içerken. Olmaz diyorum yine de, en önce ben düşündüm çünkü. En önce kim düşünürse, onun dediği olur böyle konularda. Düşünmek de bir evrensel sonuçta. Bir düşüneyim diyor. Düşün diyorum, düşün.
Ve ölüm. Ölüm en güncel evrensel bence. Paradan bile güncel. Ellerim ceplerimde.

"değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder."

20 Ekim 2013 Pazar

kaset doldurdum walkmani olanlar için.


...
Bir ben kaldım şimdi
Tek yakın bana .
Ama ben eskiden de
Hep böyle
Yalnız çıkardım yola.
Metin Altıok


sayıklar bir dilde bilmediğim. from tukanci on 8tracks Radio.



Fotoğraf da önceliğimiz Erciyes`di ama yol daha net çıktı ortaya. Yolculuk düşlediğimiz bir zamana denk gelmesi de ayrı bir tesadüf. Güzellik. Yol şarkıları olur belki.
Şarkılar, yolculuk getirir belki bana. Kim bilir. Tabi ki annem bilir.
Gece neden çıkmadığımı soran arkadaşlarıma, annem kızıyor diyorum. Gülüyorlar. Şaka yapıyorum sanıyorlar. Halbuki, gerçekten kızıyor.
Yine de yakındır yolculuk. Olmadı beraber çıkacağız annemle.

22 Eylül 2013 Pazar

17 Eylül 2013 Salı

"yolculuk, güneşe"